3 SORU 3 CEVAP
3 SORU 3 CEVAP
Soru1:Bedeni yapışık siyam ikizleri gibi dünyada çok insan vardır. Kafaları ayrı ama vücudu tektir.Bunlardan biri oruç tutar, diğeri yerse sonuç ne olur?
Soru1:Bedeni yapışık siyam ikizleri gibi dünyada çok insan vardır. Kafaları ayrı ama vücudu tektir.Bunlardan biri oruç tutar, diğeri yerse sonuç ne olur?
Cevap1:Yüce Allah Kur'ân-ı Kerîm’de لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ “Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir.”[1]buyuruyor. İnsanın siyam ikizi olarak yaratılması kendi tercihi değildir. Dolayısıyla insan, ancak kendi tercihi sebebiyle yaptıklarından dolayı sorumludur. Allah Teâlâ Ramazan ayında oruç tutmayı farz kılmıştır.[2] Siyam ikizlerinden biri Allah’ın bu emrine uyarak oruç tutmaya niyet ederse elbette bu niyetinin karşılığını sevap olarak alır. Çünkü Hz. Peygamber “Ameller niyetlere göre değer kazanır.”[3]buyurmuştur. Siyam ikizinin diğeri ise oruç tutmayıp yer, içerse Allah’ın emrine uymadığı için günaha girmiş olur. Mide ve vücut aynı olduğu için herkes kendi niyetine göre değerlendirilir. Elbette en doğrusunu Allah Teâlâ bilir.
Soru2:Hastalığı sebebiyle hayatı boyunca oruç tutmaması kesinleşmiş olan insanlar, tutamadıkları oruçların yerine ihtiyaç sahibi olan fakirefidye -yemek parası- verecekmi?
Cevap2: Yüce Allah, Ramazan ayının girmesiyle akıllı ve ergenlik çağına girmiş olan her Müslüman erkek ve bayana oruç tutmayı farz kılmıştır.[4] Ramazan günlerinde hasta ve yolcu olan Müslümanlar o günlerde oruç tutmayabilirler. Tutamadıkları gün sayısınca Ramazandan sonra kaza ederler.[5]
İyileşme olasılığı olmayan hastalığı sebebiyle oruç tutma gücüne sahip olmayan Müslümanlar ise, oruç tutmadıkları her güne karşılık bir fakiri doyuracak fidye vermeleri gerekir. Çünkü Yüce Allah Bakara sûresi 184. âyette “Oruç tutmaya zar zor güçleri yetenlerin ise bir fakiri doyuracak kadar fidye (vermesi) gerekir.” buyurmuştur. Âyetteki “الَّذ۪ينَ يُط۪يقُونَهُoruç tutmada zorlananların” ifadesini İslâm âlimleri iyileşme olasılığı olmayan hastalığı sebebiyle oruç tutamayan Müslümanlar olarak yorumlamışlardır.2023 yılı için bir fidyenin en alt sınırı 70 TL’dir. Her Müslümanın kendi ekonomik durumuna göre fidye miktarını belirleyip fakirlere vermesi gerekir.
Soru3:Hz. Muhammed evlatlığının eşi ile neden evlendi?
Cevap3: Hz. Peygamber’in yaşadığı dönemde toplumda evlatlık uygulaması yaygındı. Yani bir kişi bir çocuğu evine alıp “bu benim evladımdır” dediği zaman aynı kendi neslinden gelen çocuğu gibi oluyor ve kişi öldüğü zaman kendi sulbünden gelen çocukları gibi mirastan pay alabiliyordu. Hz. Peygamber de eşi Hz. Hatice’nin kendisine hediye ettiği köle Zeyd’i özgürlüğüne kavuşturmuş ve evlatlık edinmişti. Cahiliye döneminde ve İslâm’ın ilk döneminde mevcut olan bu evlatlık uygulamasını,Yüce Allah, Ahzab sûresindeki 4. âyetle kaldırmıştır. “Allah, evlâtlıklarınızı öz oğullarınız kılmamıştır. Bunlar sizin ağızlarınızdaki (boş) sözlerden ibarettir. Allah ise gerçeği söyler ve (doğru) yola O ulaştırır.”
Hz. Peygamber toplumdaki insanlar arasındaki hür-köle tabusunu yıkmak için Zeyd’i halasının kızı Zeynep ile evlendirmişti. Ancak Zeynep asil bir aileye mensup olduğu için köle azatlısı olan Zeyd ile bir türlü uyuşamamıştır. Sonunda bu evlilik yürümeyince Zeyd eşi Zeyneb’i boşamıştır. İslâm’a göre bir insanın kendi sulbünden gelen oğlunun eşiyle evlenmesi câiz değildir. Ancak evlatlık alınan çocuk kişinin kendi öz evladı gibi değildir. Yani evlatlık olan kişi, hanımını boşarsa İslâmî açıdan başka bir erkekle evlenebilmesinde bir engel yoktur. Dolayısıyla Hz. Peygamber de Allah’ın emriyle Hz. Zeynep’le evlenmiştir. Zira bu husus Ahzab sûresi 37. âyette şöyle ifade edilmektedir: “Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.”
Demek ki, Hz. Peygamber, azatlı bir köleden boşanmış olan Zeyneb’in onurunu korumak ve onu onara etmek için onunla evlenmiştir. Böylece toplumdaki ‘evlatlığın kişinin kendi çocuğu gibi sayılması” düşüncesi ve uygulaması ilga edilmek suretiyle toplumdaki bu tabu yıkılmıştır. Bu tabuyu yıkan da bizzat Hz. Peygamber olmuştur. Nitekim günümüzde de pandemi döneminde toplumdaki aşıya karşı yanlış algıyı bertaraf etmek için sağlık bakanı ve devlet yetkilileri aşıyı önce kendilerine yaptırmışlardı.
Dinî konularda cevabını aradığınız soruları msoysaldi@gmail.com e-postaya gönderebilirsiniz.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

