3 SORU 3 CEVAP
3 SORU 3 CEVAP
3 SORU 3 CEVAP
3 SORU 3 CEVAP
3 SORU 3 CEVAP
Soru1: Dua eden mi kazançlıdır? Yoksa kendisine dua edilen mi?
Cevap1: Dua insanın acizliğini itiraf ederek yüce Yaratıcıya yönelmesi dilek ve isteğini ona arz etmesi demektir. Hz. Peygamber’in diliyle “ dua ibadetin özüdür.” (Tirmizî, “Daavât”, 1) Hiçbir kul duasız olamaz.
Nitekim yüce Allah, “Bana dua edin ki, duanıza icabet edeyim.” (Mü’min 40/60) buyurmak suretiyle kendisine dua etmemizi istemektedir.
O halde bizler de daima Allah’a dua etmeliyiz. Kendimize, anne babamıza ve yakın akrabalarımıza dua ettiğimiz gibi diğer mü’minlere de dua etmeliyiz. Başkalarına dua etmek nefse ağır gelir.
Ancak şunu asla unutmamalıyız ki, Allah rızası için bir mümin kardeşinin hayrı ve iyiliği için onun gıyabında Allah’a dua eden mü’minin duası Allah katında müstecaptır.
Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde; “Bir Müslümanın, yanında bulunmayan din kardeşine yapacağı dua kabul olunur.
Bir kimse din kardeşine hayır dua ettikçe, yanında bulunan görevli bir melek ona, ‘duan kabul olsun, aynı şeyler sana da verilsin.’ diye dua eder.” (Müslim, “Zikir”, 87, 88; İbn Mâce, “Menâsik”, 5) Başkası için gıyabında dua etmek, ihlas ve merhamet emaresidir. Allah Teâlâ merhamet edenlerin en merhametlisidir.
Dolayısıyla mümin kardeşi için dua etmek, Cenab-ı Hakkın merhametini celb etmeye vesile olacaktır. Kul başkalarına merhamet ettikçe Allah da kuluna merhamet edecektir.
Nitekim ihlasla yapılan duayı Allah kabul etmekte ve bu dua vesilesiyle kulunun sıkıntılarını gidermektedir.
Resulullah Efendimiz; “Kim bir Müslümanın dünya sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir.
Kim darda kalan bir kimsenin işini kolaylaştırırsa, Allah da dünya ve âhirette onun işlerini kolaylaştırır. Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da dünya ve âhirette onun ayıplarını örter.
Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da onun yardımcısı olur.” (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 60) buyurmuştur.
Bütün bu zikrettiklerimizden anlaşıldığına göre mümin kardeşine gıyabında dua eden daha kazançlıdır.
Soru2: Ahiretin fizik ve mantık kuralları dünyadakinden farklı mı?
Cevap2: Dünya ve ahiretin gerek fizik gerekse mantık kuralları birbirinden tamamen farkıdır. Nitekim Allah resulü bir kutsi hadiste;
“Yüce Allah’ın; "Ben salih kullarım için cennette hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hayal edemeyeceği birtakım nimetler hazırladım.” (Buhârî, “Bed’ü’l-halk”, 8) buyurduğunu nakletmiştir.
İnsanın görmediği, bilmediği, hayal bile edemeyeceği şeyleri anlatmanın tek yolu ancak bildikleri nesnelerin isimleriyle anlatmaktır. Dolayısıyla gerek Kur’ân-ı Kerîm’de gerekse hadislerde cennet ve cennet nimetleri dünyada bildiğimiz nesnelerin isimleriyle anlatılmıştır.
Kullanılan kelimeler, isimler ve kavramlar aynı olsa da mahiyetleri birbirinden tamamen farklı olacaktır.
Nitekim İbn Abbas, "Cennette olan şeylerin dünyada yalnızca isimleri vardır/yani: özleri ayrı, isimleri benzerdir." diyerek bu gerçeği anlatmıştır. (Âlûsî, Ruhu’l-meânî, 1/204)
Ahirette yüce Allah insanı tekrar yaratacak ancak dünyadaki fizik ve diğer kurallar orada tamamen farklı olacaktır.
İnsan ahiret âlemini buna göre anlamaya çalışmalıdır. Dünyadaki kurallarla ahireti anlarsak yanlış anlamış oluruz.
Soru3: Hamd ve şükür ne demektir? Hamd ve şükür arasında fark var mıdır?
Cevap3: Hamd kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de 43 defa geçmekte olup Kur’ân-ı Kerîm’in beş sûresi (Fatiha, En’âm, Kehf, Sebe ve Fâtır) el-hamdü kelimesiyle başlamaktadır. Hamd, mutlak olarak övgü anlamına gelmektedir. Hamd sadece Allah’a yapılır. (Kasas 28/70) Şükür kelimesi ise, Kur’ân-ı Kerîm’de 47 defa geçmektedir.
Şükür, yapılan bir iyilik ve ihsandan dolayı hem Allah’a hem de diğer insanlara yapılır.
Hamd sadece dil ile yapılırken, şükür ise, hem dil, hem kalp, hem de vücudun bütün organlarıyla yapılabilir. (Süleyman Ateş, Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsiri, 1/71)
Nimetlerin en büyüğü ve en değerlilerini bizlere yüce Allah vermiştir. Rahman olan yüce Allah bizlere sayısız nimetler verdiğini şöyle belirtmektedir:
وَآتَاكُمْ مِنْ كُلِّ مَا سَأَلْتُمُوهُ وَإِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللَّهِ لَا تُحْصُوهَا “Allah, size istediğiniz her şeyden verdi. Allah’ın nimetini sayacak olsanız sayıp bitiremezsiniz.” (İbrahim 14/34)
Dolayısıyla bu nimetlerin mukabilinde yüce Allah, فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لِي وَلَا تَكْفُرُونِ “Siz beni (ibadetle) anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin!” (Bakara 2/152) buyurmaktadır.
Yine başka bir âyet-i kerimede لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ “Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” (İbrahim 14/7) buyurmaktadır.
Elbette bizlere sayısız nimetler veren Allah’a çok şükretmeliyiz. Oruç, Allah’ın bize verdiği nimetlere şükür için tutulmaktadır.
Allah’a şükürden sonra insanın bu dünyaya gelmesine vesile olan, insanı büyütüp yetiştiren anne ve babasına teşekkür etmesi gerekir. (Lokman 31/14; Ahkaf 46/15)
Anne babadan sonra bize iyilik ve güzellik yapan diğer insanlara da teşekkür etmeliyiz. İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da teşekkür etmez.
Dinî konularda cevabını aradığınız soruları msoysaldi@gmail.com e-postaya gönderebilirsiniz
Prof. Dr. Mehmet SOYSALDI NEVÜ İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri Bölüm Başkanı
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

